YazarGezer.com

[Anasayfa] [Asya] [Tayland - Kamboçya - Vietnam] [Vietnam]
  • Bisiklet Gezisi

    VİETNAM - BANGKOK’tan SAIGON’a (3. Bölüm)

    Dr. Cüneyt BAŞBUĞU  (yazarımızı tanıyalım)

    UZAKDOGU

    Vietnam

    BangkokSaigon_yollarda

    Önceki Bölüm :  Kamboçya

    Vietnam’dan beklerken, sorun Kamboçya polisinden çıkıyor. Ellerindeki listeye göre TC vatandaşlarının vizesi olması gerek Vietnam’a girerken. Özel pasaportlara gerekmiyor dememiz yetmiyor. Rehberimiz bizim pasaportları alarak Vietnam tarafına gidiyor. Ancak oradan vurulan damgadan sonra, Kamboçya’yı terk etmemize izin veriyorlar.

    Geceleyeceğimiz, Chau Doc kentine kadar 25 kilometre daha yolumuz var. Çevrenin görünümü ve doğa çok farklılaşıyor. Doğa koşullarını Mekong’un belirlediği bölgelerdeyiz. Nehrin kollarını binlerce kanal birbirine bağlıyor. Kanallardan, köprülerden geçiyoruz. Aralarda başta pirinç olmak üzere, değişik tarlalar görünüyor. Balık çiftlikleri yeni yeni açılmaya başlanmış. Köylerden geçen yollar dar ve yoğun bir motosiklet trafiği mevcut.

    Kamboçya’dan bir başka farklılık ise alfabesi. Latin harfleri kullanılıyor burada, 100 yılı aşan Fransız sömürgeciliğini bir mirası.

    Tuk tuk’lar yerini, bisiklete ek parçalarla oluşturulmuş, “cyclo” denilen taksilere bırakıyor. Görüntüleri tuk tuk’lar kadar rahat gelmedi gözümüze. Taocu özellikleri olan tapınaklar da çıkar oluyor yolumuza. Gerçi geçen yıl, Çin’de yakından görmemiş olsam, tapınakta Taocu özellik bulmam zor olabilirdi.

    Mekong Deltası

    Vietnam Bisikletle

    Bugün ilginç bir deneyim yaşayacağız. Deltada 50 kilometre yol yaptıktan sonra, tekneyle geçeceğimiz bir adada aile yanında geceleyeceğiz. Kendimize bir “gece paketi” yapıyoruz.

    BangkokSaigon_bike4487

    Paketin içindeki en önemli şey, sivrisineklere karşı sprey.  Özellikle akşama doğru yoğun bir sivrisinek saldırısı oluyor.

    Önce otobüsle 1 saatlik bir yolculuk yapıyoruz. Daha sonra 10 dakikalık bir feribot yolculuğuyla karşı kıyıya geçiyoruz. Hangi kıyıdan hangi kıyıya geçtiğimizi söylemek çok zor. Delta, sayısız kanallarla birbirine bağlanmış kanallardan oluşuyor. Geçtiğimiz sokaklar çok kalabalık. Mekong Deltasında 20 milyon insanın yaşadığını öğreniyoruz.

    Oldukça dar yollarda sürüyoruz bisikletlerimizi. Herkesin eli kornada. Yolun en sağ tarafına sıkışmış biçimde sürmek zorundayız bisikletleri. Özellikle kamyonlar geçerken, kendimizi yolun dışına atıyoruz. Anlaşılan bütün ilk ve ortaokul öğrencileri, bisikletle gidiyorlar okullarına.

    BangkokSaigon_yollarda1

    Öğlen yemeğini yediğimiz yerde sadece erişte (noodle) çorbası var. Değişik ot ve baharatları ekleyerek, ağız tadınıza uygun hale getiriyorsunuz. Hangi otun nasıl bir tad vereceğini bilmeden başarılı olmak çok zor.

    Yolla, “hello” sesleri arasında devam ediyoruz. Tandeme ilgi, her tarafta olduğundan daha çok. Bir bisiklete binmiş 4 kişi, biz yanlarından geçerken hayret sesleri çıkartıyor. Aslında asıl hayret edilmesi gerekenler onlarken. Özellikle kanal köprülerini geçerken çok zorlanıyoruz. Köprüler hem dar, hem de yanlarında korkulukları yok.  Arkadan gelen motosiklet sesi işi daha sıkıntılı hale getiriyor. Vietnam’da tandem kullanmanın zor olduğunu söylemişlerdi. İkinci günümüzde, bu işi iyi başardığımızı düşünüyorum.

    BangkokSaigon_bike3969

    Öğleden sonra, bisikletlerimizi bırakarak karşı kıyıya geçiyoruz.  An Mihn Adası. Geceyi konukevlerin birinde geçireceğiz. Babaları Vietkong’la savaşmış, kendinden övgüyle söz edilen, evin bir köşesine anısına köşe yapılmış bir “kahraman”.  Bu ada, ekolojik turizm bölgesi ilan edilmiş ve yaşayanlara, evlerine yatak ilave etmeleri ve konuk kabul etmeleri hakkı verilmiş.

    Konukevinde, banyo ve tuvaletleri ortak paylaşıyoruz. İlk başta biraz zorlansak da, daha sonra işler yoluna giriyor. Yatakhane de ortak kullanılıyor. Yataklarda cibinlikler ihmal edilmemiş. Bahçede, yemek öncesi sohbeti sırasında günün ikinci tropikal yağmuru başlıyor. Bu sırada, akşam yemeğinin hazırlanmasına yardım için mutfaktan çağırıyorlar bizi.  Bahar dürümleri yapacağız. Sigara böreği sarmaktan gelen alışkanlıkla birbiri ardına hazırlıyoruz dürümleri. Takdir topluyoruz. Takdiri değerlendirmek için, kendi ürettikleri pirinç rakısından ısmarlıyorum bir şişe. İçimi ve alkol derecesi hafif.

    Mükemmel bir akşam yemeği sunuyorlar bize. Önce kızartılmış bahar dürümlerini yiyoruz. Daha sonra, fırında soslarda pişirilmiş kral balığı  (king fish) geliyor sofraya. Bize verilen pirinç lavaşlarına balık ve başta taze nane olmak üzere, değişik otları koyarak yiyoruz.  Keyfimizi, akşamın yoğun sivrisinek saldırısı bile bozamıyor.

    Mekong

    Yağmur bütün gece devam ediyor. Yoğun bir nem var. Güneş doğarken adayı dolaşmaya çıkıyorum, motor sesleri günlük yaşamın çok önceden başladığını gösteriyor. Aslında tropikal bir cangıl içindeyiz. İnsanlar faaliyete ara verseler, çok kısa bir sürede doğa, her tarafı kaplar.

    Bugün, aynı zamanda bu gezi içinde bisiklete bineceğimiz son gün. Şaka maka 600 kilometreyi tamamlayacağız. Araç yoğunluğu ve yolların özelliği açısından en zor parkurun bugünkü olduğunu söylüyorlar. Özellikle bazı yerlerde yollar çok darmış. Göreceğiz. Günün sonunda, Saigon, yani Ho Chi Minh City bizi bekliyor olacak.

    Zaman zaman, “bugün bitirebilecek miyiz bu yolu” gibisinden söyleniyor olsak da, bence bir ülkeyi gezmenin en iyi yolarından biri bisiklet. Günlük hayatın yanı başında çeviriyorsunuz pedalları. Ara yollardan geçiyor, hoşunuza giden yerde durabiliyorsunuz. İnsanlarla iletişim kurmak çok kolay.

    An Mihn’i erken saatlerde terk ediyoruz. Önce kanallar arasından bir saati aşan bir gezi yapıyoruz. Çok eski zamanlardan kalma, bir yüzen toptancı pazarının içinden geçeceğiz. Sayısız tekne var pazarda. Her tekne, sattığı ürünü ana direğine bağlamış bekliyor. Kimi ananas, kimi kavun, kimi lahana benzeri bir sebze asmış direğine. Alıcılar, daha küçük teknelerle gelip, uzaktan seçtikleri teknelerden malları satın alıyorlar.

    Mekong'da kanallar

    Mekong'da kanallar

    Mekong'da kanallar

    Mekong'da yaşam

    Mekong'da kanallar

    Mekong'da kanallar

    Mekong'da kanallar

    Mekong'da yaşam

    Mekong'da kanallar

    Daha sonra, kıyıya çıkıp, kanal boyunca yürüyoruz. İlk uğradığımız mekân, pirinç yufkası üretilen bir yer. Ocağın başındaki kadının 74 yaşında olduğunu ve 13 yaşından bu yana bu işi yaptığını söylüyorlar. Elinin, yaptığı işe hâkimiyeti anlatılır gibi değil.

    Vietnam pirinç yufkasi

    Pirinç lavaşı imalatı

    Bisikletlerimize tekrar kavuştuğumuzda, işin en zor kısmı başlıyor. Gittiğimiz yol 1 metre genişliğinde, her iki yöne, motosikletlerin de kullandığı bir yol. Sık olarak kanal üstü köprülerden geçiyoruz. Bazıları gözümüzü ürkütüyor, bisikletten inip, yürüyerek geçiyoruz. Motosikletler, hiç hızlarını kesmeden geçip gidiyor yanımızdan.

    Vietnam yollarinda bisikletliler

    Vietnam yollarında bisikletliler

    Bir bisikletle, bu kadar şeyin taşınabileceğini daha önce düşünmemiştim. Bira ve çeşitli meşrubat kasaları, sebze-meyve çuvalları, canlı hayvanlar, sandalye, masa, akla gelen, gelmeyen her şeyi taşıyorlar bisikletleriyle.  Öyle ki, yolculuğun son günlerinde, arka seleye yatırdığı 2 domuzla yanımızdan geçen bisikletli şaşırtmaz oluyor bizi. Dar, kanal boyu yol 20 kilometre sonra sona eriyor. Önümüzde, bisiklet maceramızın son 15 kilometresi kaldı. Daha geniş, asfalt, muz plantasyonları arasından geçen bir yolda tamamlayacağız geziyi. Uzaktan otobüsümüz görününce, sıcaktan ve pedal çevirmekten yorulan bedenim için seviniyorum. Bu sevinç, bisikletimizi otele götürmek için otobüse yüklediğimizde bir hüzne dönüşüyor.

    Pirincin tarladaki her dönemini gördük. Tohumların atılmasını, tarladaki ilk halini, toplanılmasını, yollarda kurutulmasını. Buradaki insanının yaşamında, pirincin sahip olduğu yeri gördük. Daha doğrusu, pirinçle bütünleşmelerine tanık olduk.

    Uzun yıllar boyunca, din karşıtı politikalar ülkede hâkim olsa da, halkın çoğunluğu Budist olarak yaşamlarını sürdürüyor. Taoizmden etkilenmeleri var. Daha önce gördüğümüz Budist ülkelerden farklılıklar gösteriyorlar. Örneğin ölülerini yakmıyor, bahçelerinin bir köşesinde hazırladıkları ve rengarenk boyadıkları mezarlara gömüyorlar.

    Ho Chi Mihn, baş döndürücü bir kent. On milyon nüfusu var ama kayıtlı motosiklet sayısı 6 milyon. Motosikletsiz bir kent görüntüsü bulabilmek olanaklı değil. Kentin arka planında yükselen motosiklet uğultusu, neredeyse 24 saat aralıksız sürüyor. İlk bakışta, tezatlarını yaşıyorsunuz kentin. Bir tarafta yükselen lüks oteller, alış veriş merkezleri, lüks caddeler, diğer taraftan, özellikle nehir kıyısında yoksulluk.

    BangkokSaigon_Mekong_yollarda2

    Otele geldiğimizde, ilk işim yanımda getirdiğim özel ambalaj naylonlarıyla bisikleti paketlemek oluyor. Bazı parçalarını söküyorum.  Tüm gezi boyunca en fazla ilgiyi çekmiş olan sevgili tandemimize, hak ettiği ilgiyi benim de göstermem gerek. Neyse ki, odamız, bu güne kadar kaldığımız otel odalarından çok daha geniş. Tek sorun asansörler oluyor.

    Akşam yemeği, bir kutlama havasında geçiyor. Gezinin ve belki de Vietnam’ın en lüks lokantasında yiyoruz. Noel baba giysili garsonların servis yaptığı lokantada, bir trio, yemek müziği çalıyor. Bahçe, yeni yıl süsleriyle bezenmiş. İlk defa bir yemeğe, bu kadar fazla para ödüyoruz. Yine de, aynı yemeğe İstanbul’da 5 misli daha fazla verecek olduğumuzu düşünüp avutuyoruz kendimizi.

    Vietnamda sokaklarda çocuklar

    Vietnamda sokaklarda çocuklar
    Vietnamda sokaklarda çocuklar

    Vietnamda sokaklarda çocuklar

    Vietnamda sokaklarda çocuklar
    Vietnamda sokaklarda çocuklar
    Vietnamda sokaklarda çocuklar

    Vietnamda çocuklar

    BangkokSaigon_Vietnam_109

    Vietnamda çocuklar

    BangkokSaigon_Vietnam_111
    BangkokSaigon_Vietnam_110

    Vietnamda çocuklar

    Saigon

    Sabah erkenden yola çıkıp, kentin hemen her yerini dolaşıyoruz. Saigon Nehrinde, tekne turu da yapıyoruz. Fransız sömürge döneminden kalma mimari izlere rastlanıyor caddelerde.  Fransızlar, kenti, Paris gibi mahallelere ayırmışlar. Merkezde 1 nolu mahalle bulunuyor. En ilginç yapının, posta merkezi olduğunu düşünüyorum. Turistik bir merkeze dönüştürülmüş olmasına rağmen hala merkez postahane olarak işlev sürdürüyor. Hemen yanında, yine kentin önemli yapılarından olan Notre Dame Kilisesi var. Sömürge döneminden bir başka iz.

    Saygon Posta Merkezi

    Saygon Posta Merkezi

    Saygon Posta Merkezi

    Caddeleri anlatabilmek olanaklı değil. Ne kırmızı ışık, ne yaya geçitleri, üzerinize gelen motosiklet saldırısını engellemiyor. Sokağa çıkmadan bize anlatılan tek şey, karşıdan karşıya geçmenin kuralları oldu. Yavaş ve sakin olacaktık. Asla ve asla koşmayacaktık. Tabii, varsa karşıdan karşıya geçen bir Vietnamlı, ona yapışacaktık. Gerçekten de, yavaş ve güvenli adımlarla çıkılırsa caddeye, motosikletler size dokunmadan geçiyorlar.

    Saygon caddelerinde motosikletler

    Saygon caddelerinde motosikletler

    Söylenildiğine göre, Saigon’da düğün mevsimi. Parklarda bol bol gelin-damat görüyoruz. Düğün yapılan mekanlar, daha dışarıdan yapılan süslerinden anlaşılıyor. Kenti saran yılbaşı süsleriyle karıştığında hoş bir görüntü çıkıyor ortaya. Yılbaşı süslerinin arasında, üzerinde Ho Chi Mihn’in büyük boy fotoları olan siyasi içerikli pankartlar da var.

    Kentte, ulaşım için otobüs ve taksinin yanı sıra, “cyclo” ve motosiklet kullanılıyor. Nehirden de ulaşımda yararlanıyorlar. Sahilde yürürken, yanımızdan sık sık nehir gemilerinin, hovercraftların geçtiğine tanık oluyoruz.

    BangkokSaigon_Vietnam_43

    Saygon Irmağı

    BangkokSaigon_Vietnam_44

    Akşam, Vietnama özgü bir kukla gösterisine gittik. “Suda Kukla”.  Altıncı yüzyıldan kalma bir gelenek olduğu söyleniyor. Kuklaları, sahnedeki su havuzunun içinde oynatıyorlar. Gösteriye altı kişilik bir müzik ve vokal grubu eşlik ediyor. Kırk beş dakika içinde, bize 17 kısa öyküyü anlatıyor kuklacılar. İlginç bir gösteri olduğunu düşünüyorum.

    Kukla gösterisi sonrası, Vietnam yerel tatlarıyla ün yapmış bir lokantada, Quan An Ngon’da yiyoruz akşam yemeğimizi. Artık bagetleri çok kolay kullanabildiğimizi söyleyebilirim. En sık seçtiğim yemek, deniz ürünlü pirinç kavurmasını tek bir tane bırakmadan çubukları kullanarak bitiriyorum. 

    Vietnam’daki son gecemizi kolay bırakmak niyetinde değiliz.  Müziğin bizi çektiği oldukça lüks bir barda, bir Küba topluluğu eşliğinde “geziye veda kadehimizi” kaldırıyoruz. Bisikletin tek taraflı zorladığı kaslarımızı, dans ederek açıyoruz. Ertesi sabah erken kalkmamızı gerektirecek hiçbir şey yok.

    Dönüş

    17 aralık 2011 günü de her zamanki gibi başlıyor. Gezilerde, sanki uyursak kaçıracağımız bir şey olur düşüncesiyle hep erken uyanıyoruz. Önce otelin karşısındaki büyük parka gidiyoruz. Binlerce insan spor yapıyor. Özellikle yaşlılar, gruplar halinde tai chi yapıyorlar. Yanlarında getirdikleri teyplerde çalan müziğe eşlik edenler var. Parkın bir köşesinde, yere oturmuş, sırayla kitap okuyan bir grup var. Arada kendi aralarında tartışıyorlar. Bir kitap kulübü her halde.

    BangkokSaigon_bike41

    Saygon'daki Merkez park

    BangkokSaigon_bike42

    Tai chi yapanlar

    Vietnam, kahve üreten bir ülke. Farklı demliyorlar kahvelerini. Bardağın üzerine koydukları, ince delikli metal süzgeçlere kahve koyuyor ve üzerine sıcak su ekliyorlar. Bardağa süzülen, oldukça yoğun kahveyi ise, kendi zevklerine göre ya olduğu gibi ya da sıcak su ekleyerek içiyorlar.

    Gezideki son ziyaretimizi, “Savaş Anıları Müzesi’ne” ayırıyoruz. İlk gençlik yıllarımda çok etkilendiğim, dünyanın yaşadığı en büyük travmalardan biri olan Vietnam savaşına adanmış bir müze, anılar müzesi. Üç katlı, daha çok belge ve fotoğraf ağırlıklı. Bahçesinde, savaşta kullanılan ya da Amerikalılardan ele geçirilen uçak ve silahlar da var. Çok çarpıcı geliyor, bu ufak tefek insanların yıllar boyu, önce Fransızlara sonra da Amerikalılara karşı verdikleri savaş. Gördükçe hatırladığım fotolar oluyor. O zamanlar çıkan Life dergisinin kapağı olmuş fotolar bunlar. My Lai katliamı, napalmdan kaçan çocuklar, parçalanmış ABD asker cesetleri. Müzedeki sunumlardan, Vietnamlıların “nasıl bir düşmanı yendiklerini” göstermekten duydukları onuru sergilemek istediklerini düşünüyorum.

    Sokak aralarını biraz daha arşınlıyor, elimizde kalan son Dong’larla yemeğimizi yiyoruz.  Yapacak işimiz çok, bisikleti 5 kat aşağıya indirip, havaalanına götürecek bir vasıta bulmamız gerek. Kent gittikçe sıcağın hâkimiyetine giriyor. Erkenden gitmeye karar veriyoruz havaalanına. Havalandırmalı bir yerde, kitabımızı okur, kahvemizi içeriz. Yolumuz uzun.

    Bir sonraki bisiklet maceramızı daha yakın bir coğrafyada yaşayacağız. Geçen yıl, Almanya’nın Passau kentinden, Tuna boyu bisiklet sürerek Viyana’ya gelmiştik. Bir aksilik olmazsa, haziran ayında, Tuna Nehrini bıraktığımız yerde yakalayacak, kıyısı boyunca Budapeşte’te pedal çevireceğiz. Yine tandemi götürür müyüz bilemem.
     

    BangkokSaigon_Vietnam_DSC07096