YazarGezer.com

[Anasayfa] [Asya] [Tayland - Kamboçya - Vietnam] [Kambocya]
  • Bisiklet Gezisi

    KAMBOÇYA - BANGKOK’tan SAIGON’a (2. Bölüm)

    Dr. Cüneyt BAŞBUĞU  (yazarımızı tanıyalım)

    UZAKDOGU

    Kamboçya

    BangkokSaigon_yollarda

    Önceki Bölüm :  Tayland

    Sabah oldukça erken kalkıyoruz. Önce eşyalarımızı arabalara yükledik. Kahvaltılar birbirinin benzeri. Pirinç çorbası ve yumurta ağırlıklı.  Tayland-Kamboçya sınırına 7 kilometre var. Kalabalık ve karmaşık yollardan geçiyoruz. Ülke sınırlarını yürüyerek geçtiğim çok olmuştu ama ilk kez bir sınırı bisiklet üstünde geçeceğiz. Sınıra yaklaştıkça karmaşa artıyor.

    Tayland Kamboçya SINIRI

    Tayland-Kamboçya sınırı

    Yoğun bir gel git yaşanıyor. Önce, Tayland tarafından çıkış yaptırıyoruz.  Daha sonra, iki ülke arasındaki köprüyü, bisiklet sırtında geçiyoruz. Fotoğraf çektirtmeye izin veriyorlar. Bir krallıktan, başka bir krallığa geçiyoruz. Kamboçya sınır kapısını Angkor Tapınakları tarzı inşa etmişler. Ülke için önemli bir kilometre taşı olmalı Angkor, zira bayraklarında da var.

    Kamboçya’ya girişte, sınır polisi, işi düşündüğümden de sıkı tutuyor. Dikkatli yapılan polis kontrolünün yanı sıra, parmak izlerimiz alınıyor. Belki yabancılara özgü bir uygulama zira, hemen yanımızdan Tayland ve Kamboçyalılar gruplar halinde geçip gidiyorlar. El arabaları ağzına kadar dolu. Meyveler daha pahalı olduğu ülkeye geçiriliyor.

    İlk bakışta büyük değişiklik gözlenmiyor, sadece bayraklar farklı. Bir büyük farklılık da, trafiğin akış yönünde var, tekrardan sağdan işlemeye başlıyor. Çok kalabalık bir ülkeye geldiğimiz izlenimi ediniyoruz. Otobüslerden insanlar dışarıya taşıyor. Yoğun bir motosiklet ve bisiklet trafiği var yollarda. Oysa tüm ülkenin nüfusu, İstanbul kadar.

    Programda bir değişiklik yapıyoruz. Kırk kilometrelik bir bisiklet yolculuğunun ardından transfer olmayı planladığımız Siem Reap’e doğrudan gitmeye karar veriyoruz. Öğle yemeğinin ardından, UNESCO korumasındaki Angkor’un önemli parçalarından biri olan TA PROHM Tapınağına doğru pedal çevireceğiz.

    Kamboçya yemekleri bize daha az acı geliyor. Yemeğin ardından, çayımızı da ikram ediyorlar. Bizim bildiğimiz çayın tadı yoksa da, idare ediyor. Daha çayın keyfini çıkartamadan, yola çıkıyoruz. Tropikal bölgelerde, hava erken kararıyor, gün ışığını kaçırmamamız gerek.

    On yedi kilometre sonra, 1286 yılında Kral Jayavarman tarafından yaptırılmış olan, on dördüncü yüzyılda terk edildikten sonra, cangılın tamamen kapattığı, ancak 1900’lü yıllarda tekrar ortaya çıkartılan Ta Prohm’a ulaşıyoruz. Hindu ve Budist etkisinin birbirine karıştığı ilginç bir yapı. Tekrar bulunduğunda, binaların arasından çıkan dev ağaçların bölgeyi istila ettiğini görmüşler. Öyle ki, binaları kökler ayakta tutar hale gelmiş. Hollywood için oldukça iyi bir mekan. Hemen hemen her rehber, Angelina Jolie’nin başrol oynadığı Thumb Runner filminin burada çekildiğini söylüyor.

    Ta Prohm TAPINAGI

    Ta Prohm Tapınağı

    Ta Prohm Tapinagi

    Dönüşe geçmeden, tropikal bir yağmur iniyor tepemize. Fotoğraf makinalarını saklayacak zamanı anca buluyoruz. Sokaklar, caddeler sular altında kalıyor. Otele kadar olan 20 kilometrelik yolu yağmur ve yoğun trafik altında zorlukla tamamlıyoruz. Kentte, motosiklet ve motosikletten geliştirilen “tuk tuk” denilen taksiler trafikte çoğunluğu oluşturuyor. Pek trafik kurallarına uyulduğu da söylenemez. O kadar çok korna çalınıyor ki, korna çalma asıl işlevini kaybetmiş oluyor.

    Otele yerleştikten sonra, uzunca bir süre ıslanan eşyalarımızı kurutmaya çalışıyoruz. Özellikle ayakkabılarımızı, bir gün sonra kullanılacak hale getirmemiz gerekiyor.

    Siem Reap, hareketli bir kent. Uzunca bir barlar sokağı, canlı müzik mekânları, gece yarısına kadar açık pazarları olan bir kent. Akşam yemeğini, her zaman yaptığımız gibi yerel ve fazla turistik olmayan bir lokantada yiyoruz. Yemek sonrası dolaşmaya zaman kalmıyor zira yağmur tekrar başlıyor.

    Angkor Wat

    Siem reap sokaklar

    Siem reap sokaklar

    Bulutlu bir güne başlıyoruz. Aslında, yılın bu döneminde hiç yağmur yağmaması gerekiyor, kurak dönemlerdeyiz. İklim değişiklikleri uzak asyanın ülkeleri için de bir tehdit. Son muson yağmurları ve ardından gelen seller de alışılmış durumlar değil.

    Angkor'da sabah

    Angkor'da sabah

    Gezinin başından bu yana gördüğümüz en zengin kahvaltı sofrasıyla karşı karşıyayız. Peynir kuşkusuz yine yok ama daha fazla çeşit mevcut. Trafiği yoğun bir parkurda yapacağımız 34 kilometre yola yeter gıda almamız gerek. Daha da önemlisi, geçerli trafik kurallarını tam anlayamadığımız kent yolarında dikkatimizi ayakta tutacak kadar gıda almamız gerek.

    Angkor'a giden yollar

    Angkor'a giden yollar

    Angkoryollar

    Angkor, içinde tapınaklar, değişik binalar olan geniş bir kompleks. Başkent anlamına geliyor. Geziye, önce üzerinde Hindu-budist etkisinde süslerin, kabartmaların olduğu Fil Terasından başlıyoruz. Uzun ve geniş bir sur diyebiliriz. İsmini, büyük fil kabartmalarından alıyor.

    Angkor

    Angkor

    Angkor Tayland

    İkinci durağımızı, on ikinci yüzyılda, Mahayana Budist kralı VII. Jayavarman’ın resmi tapınağı olarak inşa edilmiş olan Bayon oluşturuyor. Tapınağı çevreleyen duvarlarda, o zamanki günlük yaşamı, savaşları, aile yaşamını tasvir eden kabartma resimler yapılmış. Günlük yaşam öylesine basit anlatılmış ki, çoğu kabartmayı, her hangi bir açıklama yapılmadan anlamak ve yorumlamak olanaklı.

    BAYON TAPINAGI

    Bayon Tapınağı

    BangkokSaigon_TAPINAK2
    BangkokSaigon_Kambocya_DSC07410

    Angkor Wat, ülkenin gururu bir yapı. Zaten Kamboçya ulusal bayrağında da silueti var Angkor Wat’ın. Lotus çiçeği tarzı kulelerden oluşan, on ikinci yüzyılda kral II. Suriyavarman tarafından yaptırılmış bu tapınak-saray, önce Hinduizmin, daha sonra da Budizmin merkezi olmuş. Tüm yapıyı dolaşmak oldukça uzun sürüyor. Sıvı olarak bu sefer su yerine taze Hindistan cevizi suyunu tercih ediyorum.

    Angkor önünde

    Yoğun trafikte tekrar otele dönüyoruz. Amacımız ilginç bir köyü ziyaret etmek. Son yağmurlardan yollar bozulduğu için bisikletle gitme şansımız yok. Mekong Irmağının bir parçası olan, kıyısında insanların suyun üzerinde, teknelerde yaşadıkları Tonie Sap Gölüne gidiyoruz. Yağmurlar nedeniyle sürekli olarak seviyesi değişen gölde yaşayanlar, ya kıyıda sırıklar üzerinde inşa ettikleri evlerde yaşıyorlar ya da açıklarda, yüzen teknelerde.

    Teknelerde, kendilerine ait günlük yaşam alanları kurmuşlar. Yanlarından geçerken, günlük hayatlarına devam ediyorlar. Boş bir salda çocuklar oynuyor. Bir teknenin arka tarafında, yemek pişiriyorlar. Yaşadığı teknesine bağladığı küçük bir bahçede bitkilerini büyütenler var, diğerinde domuzlarını besleyenler. Güneşi, gölün üzerinde batırdıktan sonra otele dönüyoruz.

    Tonie Sap gölünde yasam

    Tonie Sap gölünde yaşam

    Tonie Sap gölünde yasam _18
    BangkokSaigon_Kambocya_103

    Tonie Sap gölünde yaşam

    Tonie Sap gölünde yasam _17
    Tonie Sap gölünde yasam _16

    Sabah güneş doğmadan kalkıp, Angkor Wat üzerinde güneşin doğuşunu seyredeceğiz. Erken yatmamız gerek. Yemeği otelde yiyip, kısa bir “barlar sokağı” turu atıyoruz. Bu kentin gece hayatı inanılmaz renkli, bazı anlar kendimi Bodrum’da sanıyorum.

    Banteay Srey

    Saat 04.00 gibi kalkıp dışarı çıkıyoruz. Sabahın erken saatinde, bir tuk tuk içinde, tapınaklar üzerinde güneşin doğuşunu seyredeceğimiz bir tepeye gidiyoruz. Tropikal bir ülkede, sabahın bu kadar soğuk olabileceğini hiç düşünmemiştim. Tuk tuk karanlıkta yol aldıkça, soğuk hava suratımıza çarpıyor.

    Tropikal bölgelerde güneş doğuşları ve batışları genellikle pek güzel olmuyor. Başlamasıyla bitmeleri birden oluyor. Tadını çıkartmak çoğu kez çok zor. Yine de, cangıl içinde dağılmış tapınakların, güneş yükseldikçe bir bir aydınlanmaları çok hoştu.

    Sonrasında koştur koştur geri dönüyoruz. Yolda, bazı restoranlarda düğün töreni için hazırlıklar dikkatimizi çekiyor.  Daha sonra öğreniyoruz, 9 rakamının Budistler için önemini. Uğurlu sayı olan saat 09.00 evlenmek için hazırlıkları erkenden yapıyorlar.

    BangkokSaigon_20

    Güneşin Angkor üzerinde doğuşu

    Kahvaltıdan sonra hazırlanmak için fazla zaman kalmıyor. Bu günün hedefi, 35 kilometre uzaklıkta bulunan, pembe taşlardan yapıldığı için övünç duydukları “Banteay Srey” tapınağı. Yolda verdiğimiz ilk molada, palmiye sütünün nasıl çıkartıldığını ve bu sütten elde edilen şeker, şekerleme ve içeceklerin nasıl yapıldığını görme şansımız oluyor. Emek gerektiren bir iş zira çok yüksek palmiye ağacına tırmanmakla başlıyor günleri ve işlemin bir kısmı yukarıda yapılıyor. Elde edilen palmiye şekeri bana çok tatlı geliyor.

    Onuncu yüzyılda inşa edilen Banteay Srey, kadın tanrılara adanmış, Khemer heykel sanatının doruğuna çıktığı bir yapı. Sıcak, tapınak içindeki gezimizi zorluyor. Tapınak duvarlarındaki kabartmalar çok etkileyici. O dönemin insanları, kabartma heykellerle ifade etmeye çalışmışlar dünyalarını.

    Sıcaktan doğru dürüst yemek yiyemiyoruz. Hindistan cevizi suyuyla idare etmeye çalışıyorum. Dönüş yolunda ilginç bir “özel” müzeye uğruyoruz. Kara Mayınları Müzesi. Kamboçya’nın oldukça şanssız bir yakın tarihi var. Hala Vietnam ve iş savaşlarından kalma binlerce kara mayını tarlalarında gömülü duruyor. Bu müzeyi de hem konuya dikkat çekmek, hem de mayın kurbanlarına maddi olanak sağlamak için kurmuşlar.

    Dönüş yolunda da otuz beş kilometre pedal basıp, otelimize ulaşıyoruz. Bisiklet donanımlarımızı iki günlüğüne kaldırıyoruz. İki gün süresince bisikletlerimizle işimiz olmayacak Rehberlerimiz, Phnom Penh ve çevresinde bisiklete binebilmenin o kadar rahat olmadığını söylüyor. Ertesi gün ne demek istediklerini çok iyi anlayacaktık.

    Akşam, fırsat buldukça yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz işi yapıyoruz, yemekli bir folklor dans gösterisine gidiyoruz. Khemer kültürünün danslara yansımasını da görmüş olacağız böylece. Danslar kadar, taze “bahar dürümleri” de ilgimi çekiyor. (Spring Rolls) Uzun kuyruğa aldırış etmeden iki kez giriyorum sıraya.

    Zarif ve çok hoş danslar izliyoruz. Uzak doğu ritimleri üzerinde, bugüne dek tanık olmadığımız Khemer danslarını sergiliyor grup. Dansçılar şirin ve yaptıkları her figürü gülümseyerek  sergiliyorlar. Gösteri sonrası yolumuz tekrardan Barlar Sokağından geçiyor. Her gece olduğu gibi kalabalık ve hareketli. Birden, insanların, ilgiyle gökyüzünü incelediğine dikkat ediyoruz. Kafamızı kaldırdığımızda, ilginin o sırada gerçekleşmekte olan tam ay tutulmasına ait olduğunu görüyoruz.. Kısa bir süre içinde ay, karanlıkta kayboluyor.

    BangkokSaigon_DSC07536

    Orada tanıştığımız insanlar, bize yerel halkın “takıldığı” bir bira bahçesine gitme önerisi yapıyorlar. Kocaman, üzeri kapalı ve büyücek bir sahnede canlı bir orkestranın çaldığı bir mekân gittiğimiz bira bahçesi. Biraz sonra, masalara, orkestranın çalma listesinde bulunan şarkıların listesini, kalem ve kâğıt bırakıyorlar. Orkestra eşliğinde bir karaoke aslında yaptıkları. Şarkıyı seçip isminizi yazıyorsunuz. Biraz sonra adınız anons ediliyor ve canlı orkestra eşliğinde şarkınızı söylüyorsunuz. İsterseniz masadaki diğer arkadaşlarınız da size vokalist olabiliyorlar. Ertesi sabah, erkenden bisikletlere binmeyeceğimiz için gece geç vakitlere kadar eşlik ediyoruz sahneye çıkanlara.

    Kamboçya’da Yollardaki Satıcılar

    Kamboçya’da Yollardaki Saticilar

    3 tanesi 1 dolara satılan, özel bir sosta kızartılmış kara örümcekler

    Kamboçya’da Yollardaki Saticilar_22
    Kamboçya’da Yollardaki Saticilar _23

    Kamboçya’da Yollardaki Satıcılar

    Kamboçya’da Yollardaki Saticilar _24

    Phnom Penh

    Başkente giderken rastladığımız en ilginç yer, öğle yemeği molası verdiğimiz küçük köy oldu. Tarantula kızartmalarıyla tanınmış bir bölgede olduğumuzu ifade ediyor rehberimiz. Bizde de, yaptığımız gibi, bir bölgenin tanınmış ürününü tatmak için insanlar oraya akıyorlar. Tezgâhlarda, 3 tanesi 1 dolara satılan, özel bir sosta kızartılmış kara örümcekler var. Kapış kapış gidiyor. Sarımsak ağırlıklı bir sos olmasaydı, belki tadabilirdim.

    Öğle yemeğinin hemen sonrasında ulaşıyoruz Phnom Penh’e. Otelimiz merkezde, hemen Mekong Nehrinin yanında. Yoğun bir araç ve motosiklet akışı var sokaklarda. Karşıdan karşıya geçmek, başkentte kaldığımız süre içinde bizi en zorlayan iş oluyor. Nehir kıyısı gezmek ve dinlenmek için mükemmel planlanmış. Aynı zamanda herkese açık dans, müzik ve spor alanları var. Nehirden her boy gemiler geçiyor. Otelimizin hemen arka sokağında pazaryeri, az ileride ise gece pazarı var. Hareketin tam ortasındayız yani.

    Akşama doğru kentin hareketliliği artıyor. Meydanlarda, yerlere kilim benzeri örtüler seriyorlar. Bu yaygıların üzerinde, ayaklı satıcılardan, arabalardan aldıkları yemekleri yiyorlar. Sanki masaymış gibi, yer örtülerinin üzerine peçeteler, sosluklar koyuyorlar.

    Phnom Penh
    Phnom Penh

    Phnom Penh

    Phnom Penh
    Phnom Penh TURK BAYRAGI

    Kentin ana caddeleri, 10 Aralık İnsan Hakları Beyannemesinin 63. Yıldönümü nedeniyle süslenmiş. Bildirgenin değişik maddeleri, khemer dilinde ve İngilizce olarak asılmış. Daha sonra 10 Aralık gününün ulusal bayram günü olduğunu öğreneceğiz. Bunca badireden, iç savaşlardan, kırımlardan geçmiş bir ülkenin kendini uluslararası insan hakları savaşçısı olarak ilan etmesi hoş bir şey. Phnom Penh’in ana meydanlarından birinde, namlusu düğüm olmuş bir tabanca heykeli var. Bu topraklarda bir daha hiç silah patlatılmaması dileğiyle dikilmiş.

    Phnom Penh’deki ikinci günümüze, Vietnam Elçiliğinin kapısını çalarak başladık. Vize sorunumuz olmamasına rağmen, rehberimizin bazı Kamboçya-Vietnam sınır kapılarında teknik donanımın yetersiz olması nedeniyle sorunlar çıkabileceğini söylemesinden dolayı, geçeceğimiz sınır kapısı konusunda bilgi almaya gittik. Bize, sınırı bisikletle geçmemizde her hangi bir sorun olmadığını söylediler.

    Daha sonra, bir gün önce dışarıdan gördüğümüz kraliyet sarayına gittik. Altın kullanmaktan hiç kaçınmamışlar sarayı inşa ederken. İç savaşlardan zarar görmeden çıkmış olması büyük şans. Sarayların altından, değerli taşlardan bezenmesi şaşırtmıyor beni. Sadece, Budizm gibi “alçak gönüllü” olması gereken bir dinde, tonlarca altından yapılmış Buda heykellerini anlamakta güçlük çekiyorum.

    Öğleden öncesinin kalan kısmı, bu ülkenin, daha doğrusu dünyanın yaşadığı Pol Pot faciasının günümüze kalan izlerini görmekle geçti. Önce, tutukluların kaldığı, bir ilkokuldan bozma S21 nolu cezaevine gittik. Sonrasında ise, on binlerce insanın öldürüldüğü, sayısız toplu mezarın bulunduğu “ölüm tarlalarını” gezdik. Sessiz bir yürüyüş oluyor. Konuşacak kelime bulmak zor. En çarpıcı olan, tarlalarda bulunan binlerce kafatasının içine yerleştirilerek sergilendiği anıt oluyor. Kolay değil bir ülkenin, bir milyon 700 bin kişinin öldürüldüğü, bir o kadarının da açlık ve hastalıktan hayatını kaybettiği bir dönemi belleğinden silip atması. Öylesine bir travma ki, hemen her ailede yankılanması var.

    Phnom Penh Olum tarlalari ANIT
    Phnom Penh Olum tarlalari 1

    ölüm tarlaları

    Phnom Penh, Penh Dağı anlamına geliyor. Rivayete göre, Penh adlı bir kadın, nehirde yüzmekte olan bir ağaç kütüğünde beş adet Buda heykeli buluyor. O bölgenin en yüksek tepesinde (50 metre yükseklikte bir yer) içinde bulduğu 5 heykelin olduğu bir tapınak inşa ediyor. Wat Phnom.

    Phnom Penh Mekong Nehrinde tekneler

    Phnom Penh Mekong Nehrinde tekneler

    Phnom Penh Mekong Nehrinde tekneler

    Akşam yemeğini, sokak çocuklarının yararına işletilen bir komplekste yiyoruz.  Sokak çocuklarının aşçı, garson, teknisyen olarak yetiştirildiği bu yerde, sokaklardan toplanılan geri dönüşüm materyallerinden yapılan anı malzemeleri de satılıyor.

    BangkokSaigon_PhnomPenh1

    Phnom Penh sokaklar

    Vietnam Yolu

    Yakınlarda bulunan, Takeo adlı bir kente kadar otobüsle gidiyoruz. Yoğun trafik, bisiklete binmeye engel. Sınıra kadar, bisiklet üzerinde gideceğimiz 50 kilometre kadar yol var. Yolda dikkatimizi, yeni yıl süslemeleri çekiyor. Nüfusun çoğunluğunun budizme inandığı bir ülkede, köşe başlarında çam ağaçları, Noel baba balonları görmek şaşırtıyor bizi. Dünyadaki en evrensel kutlamanın, yeni yıl kutlamaları olduğunu düşünüyoruz. Noel baba, bizi, dini politik olarak yaşamlarından çıkartmış, bir başka Budist ülke Vietnam’da da bulacak.

    Pirinç TARLALARI ARASINDA

    Takeo’da, tekrar kavuştuk bisikletlerimize. Sözde yoğun trafik nedeniyle binememiştik, değişen pek fazla bir şey yok. Özellikle bisikletli sayısında artış var. Okul üniformaları içinde yüzlerce çocuk var yollarda. Orta öğrenim öğrencilerinin, yılda 10 gün pirinç tarlalarında çalışarak çiftçilere yardım ettiğini öğreniyoruz. O günlerden birine denk geldiğimizi anlıyoruz.

    Kamboçya’da Pirinç TARLALARI

    Kamboçya’da Pirinç tarlaları

    Kamboçya’nın oldukça kırsal bir bölgesindeyiz. Yanımıza bisikletleriyle yaklaşan çocukların akıcı biçimde İngilizce konuşuyor olmaları şaşırtıyor bizi. Öyle tek tük cümleler değil, kocaman cümlelerle ifade ediyorlar kendilerini. Tandeme ilgi bu yörelerde de çok.

    Kamboçya’da Pirinç TARLALARI

    Tek bir mola vererek, 40 kilometreyi tamamlıyoruz. Kamboçya’daki son yemeğimizi, yol kenarı, kırık dökük bir lokantada yiyoruz. Yemek sonrası, 5 kilometrelik bir “off road” macerası yaşayacağız. Pirinç tarlaları arasında, hoş ama zorlu bir parkurda devam ediyoruz yolculuğa. Sınıra vardığımızda, günlük yorgunluğumuzu almıştık çoktan.

    Kamboçya-Vietnam SINIRI

    Devamını Okuyun:

    Kamboçya-Vietnam sınırı

    Vietnam -  BANGKOK’tan SAIGON’a..  ( 3.Bölüm)